AHLAK,AHLAK KURALLARI, ETİK AHLAK AYIRIMI,GELENEK(örf ve Adet),

ÂHLAK

         İnsanların gerek yaşam ilgileri gerek metafizik bağlanımları gerekse değer yönelimleri bakımından kendisine göre yaşamakla yükümlü olduklarını duyumsadıkları temelli dünya görüşü;saltık anlamda iyi olduğu düşünülen bir yaşam görüşünde yapılanıp yerleşiklik kazanan,gelenekler ile görenekler yolu ile taşınan,yazılı ya da yazılı olmayan davranış kuralları; yaşam ülküsü olarak bilinçli ya da bilinçsiz olarak seçilen yaşama değerleri,erekleri ile tasarıları;belli bir toplum içinde yaşayan insanların kendileri ile,birbirleriyle,kurumlarla ilişkilerini düzenleyen ilkeler,değerler,kurallar,töreler bütünü;bir ulustan bir başka ulusa,bir dönemden bir başka döneme,bir yaşam dünyasından bir başka yaşam dünyasına hem kapsam hem de içerik bakımından değişiklik gösterdiği söylenen ahlaksal değerlemeler alanı;iyi nitelikleri ile kötü alışkanlıkları bağlamında kişinin karakter sağlamlığını oluşturan tutumlar,eğilimler ya da davranışlar;ahlaksal değerlerin yaşama geçirilişinde birinci dereceden bağlayıcı olan yaradılış,doğa,huy,tıynet;tek bir kişi ya da bir grup kişi tarafından doğruluğu onaylanmış,sonuna dek uyulması gerektiği düşünülen kurallarca oluşturulmuş kavramsal ahlak görüşleri dizgesi;yaşamdaki eylemlere karşılaşılan yaşam sorunlarına ilişkin açıklamaların sunulduğu ahlak öğretileri düzlemi;ahlaksal inançlar ile değerler üzerine yürütülen felsefe düşünmesi.

        

ÂHLAK KURALLARI

Ahlak kuralları iki ayrı kategoride incelenebilir:

1.Kişisel ahlak kuralları

2.Sosyal ahlak kuralları

   

        Kişisel ahlak,fertlerin benimsedikleri ahlak ilkelerini ifade için kullanılan bir terimdir.Kişisel ahlak,kişinin yaşadığı toplumdan çoğu kez soyutlanamaz toplumun ahlak değerleri toplum üyelerinin çoğunluğunca benimsenir.Ancak kişinin toplumunkilerden ayrı ve bazen onlarla çelişen ahlaki değerlere sahip olması da mümkündür.

        Sosyal ahlak,daha çok toplum düzeyinde ve kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerinde etkinliği görülen kurallardan oluşur.Sosyal ahlak kuralları toplumun kişilerden istediği davranış modellerini gösterir.Sosyal ahlak kurallarının ebedi ve değişmez nitelikli olduklarını savunmak zordur.Bu kurallar topluma ve zamana göre değişebilir.Aynı toplumda da bu kuralların zamanın akışı içinde farklılaşması ve değilmesi çoğu kez göze çarpar.

        Ancak sınırlı sayıda da olsa insanlığın ortak değeri olan ve şimdiye kadar değişmeyen ahlak kurallarının varlığı da dikkati çekmektedir:’Yalan söylememek’böyle bir ahlaki ilke olarak değerlendirilebilir.Bununla birlikte sosyal ahlak kurallarının toplumda barışı ve güveni sağlayıcı,uzlaşmazlıkları bertaraf edici,kişileri birbirine yaklaştırıcı,sosyal dayanışmayı kuvvetlendirici ve toplumun dağılmasını ve bölünmesini önleyici özelliklere sahip olduğu çoğu kez görülmektedir.

 

                                      ETİK AHLAK AYIRIMI

Ahlak,bir kişinin,bir grubun,bir halkın,bir toplumsal sınıfın,bir ulusun,bir kültür çevresinin v.s belli bir tarihsel dönemde yaşamına giren ve eylemlerini yönlendiren inanç,değer,norm,buyruk,yasak ve tasarımlar topluluğu ve ağı olarak karşımıza çıkar bu bakımdan ahlak(moral),her yanda yaşamımızın içindedir;o tarihsel olarak kişisel ve grupsal/toplumsal düzeyde yaşanan şeydir;ona her tarihsel dönemde her insan topluluğunda mutlaka rastlarız.Bir Hristiyan ahlak’ından,bir İslam ahlak’ından,bir Yahudi ahlak’ından,bir Budist ahlak’ından söz edildiğini biliyoruz.Öyle ki, ahlak üzerine düşünmeye, ahlak ahlak üzerine felsefe yapmaya başlayan kişinin,yani etik içine adımını atmış olan bir insanın gözlemsel düzeyde ilk saptadığı şey,bir ahlaklar çokluğudur.Etiğe adımını atar atmaz bir ahlaklar çokluğu ile karşılaşan kişinin yapacağı ilk saptamalardan biri,bu çok çeşitli ahlakların dayandıkları değer norm,inanç ve düşüncelerin göreli kaldıkları,kısacası ahlak ilkelerinin göreliliği olabilir.

Emile Durkheim’ın dediği gibi ‘Ahlaki görüş karşısında hiçbir zaman tam bir yumuşak başlılıkla eğilmek zorunda değiliz’.Durkheim şöyle der: ‘ahlaki gerçeklilik bize birbirinden kesin bir biçimde ayrılması gereken iki ayrı çerçevede görünür:nesnel çerçeve ve öznel çerçeve.Her toplum için,tarihin belli bir döneminde bir ahlak söz konusudur.Ahlakta mutlak’ın geçerli olduğunu söylemek yanlış olur,daha doğrusu ahlak alanını dogmaların eline bırakmış olur.

Öte yandan insan dünyasını güzelleştiren güçlerden biri de çeşitliliktir.Böyle bir dünyada kötülükler üretmemekle ilginç olsa bile iyilikler üretmemekle de zavallı bi dünya olacaktır.Ancak görenekler toplumun hiçbir biçimde giderilemeyen temel taşlarıdır.Bir toplumun ortak davranış kuralları göreneklerde anlatımını bulur.Görenekler ortak ahlakın yazılı olmayan katı kurallarını oluştururlar,toplumun bütün bireylerini bağlarlar ya da bağlamak isterler.Görenekler her kişi üzerinde,en aldırmaz kişinin üzerinde bile ağırlıklarını duyururlar.Görenekler şöyle der gibidirler:bana uymadan benden kurtulamazsın.Görenek zorlayıcıdır,kesin biçimde kuralcıdır:getirdiği yükümlülüklerle kişiyi bunaltır.Göreneklerle savaşmak onlar karşısında kaçamak davranmaktan daha zordur.Göreneklerden bir ölçüde kurtulmanın tek yolu onlara uyar gibi yapıp kaytarmaktır.Görenekler bütün bir toplumu sıkı sıkıya bağlarlar.Bazı düşünürler görenekleri çokça önemserler ve onlara belki de tüm sakıncalarına karşın benimsenmesi gereken belirleyiciler olarak görürler.Montesquieu ‘Birçok devlet yasaları ayaklar altına alındığı için değil görenekleri ayaklar altına aldığı için göçtü’der.Gerçekte şu üç ayrı terimin,görenek gelenek ve alışkı terimlerinin birbirine karıştırmamak gerekiyor.Gelenek bir toplumda yeni kuşaklara eski kuşaklardan geçen,sözle,yazıyla ya da davranışla geçen değerler bütününü belirler.Alışkı toplumdaki bireylerin ortak davranış özelliklerini belirler.Buna göre hiçbir toplum göreneklere ters davranılmasını hoş karşılamaz.Örneğin tekeşliliğin geçerli olduğu bir toplumda çokeşliliği geçerli saydıramayız.Çünkü görenekler bireyin topluma uyumunu öngörürler,onların amacı en olumlu toplumsal bireyi oluşturabilmektir.uygar toplumlarda görenekler yasaların belirleyiciliği altındadır.Gene de göreneklerle yasaların gül gibi geçinip gitmekte olduğunu söylemek zordur.Örneğin Montesquieu kişilerin kendi kafalarına göre geleneklere karşı çıkmalarının doğru olmadığını düşünür.Filozofa göre ‘Görenekleri ve davranış biçimlerini değiştirmek istediğimizde onları yasalarla değiştirmeliyiz.Yasaları yapanların da elbet göreneklerle olumlu olumsuz ilişkileri vardır.

                           

GELENEK(örf ve Adet)

Gelenekler insanların gündelik hayatlarında bir tür sosyal anlaşma temeline dayanan basit bir takım uygulamalardır;esasında yapaydırlar,fakat sınırlı bir derecede olmak üzere toplum dayanışmasının devamına hizmet ederler ve sosyal farklılıkları kapamak fonksiyonunu yerine getirirler.Örnek verecek olursak çocuklara verilen adlar ile ilgili olaylar, evlenme niyetini açığa vurma,görücülük,isteme,söz kesme,nişanlanma,komşu gezmesi,özel günler bunlardan birkaçıdır.

Örf ve adetler toplumdan topluma,aynı bir toplum içindeki,alt kültürlere,yerlere ve aynı bir yerde zamana göre değişirler.örfler her şeyi doğru hale getirilebilirler.Örflerin bir zamanlar doğru saydırdığı hareketler sonradan yanlış sayılabilirler.Ve aynı zamanda kendiliklerinden silinip ortadan kalkmaktadırlar bu kurallara adetler örfler adı verilir.Örneğin bir kadınla evlenme,evli kadının Türk toplumunda kocasından başkasıyla ilişki kuramaması gibi.Örflerden sapma adetlerden sapmaya kıyasla çok daha ciddi sayılmaktadır.

Örf ve adet,topluluk içerisinde uzun zamandan beri kök salmış olup uyulması zorunlu sayılan ortak davranışlardır.Bu adetler,kanunlarda olduğunun aksine,yetkili bir otoritenin bilinçli bir işlemi ile vücut bulmazlar;fakat,nitelikleri itibariyle birbirine benzeyen değişik durumlarda aynı davranış biçiminin tekrarlanması ile meydana gelirler.Başlangıçta belki bilinçsiz bir şekilde tekrar olunan bu hareketler zamanla insanların bilincinde yer alan bir alışkanlık haline gelir ve toplum da bunu benimseyerek yaptırım altına alır.Böylece gelenek(adet) hukuku meydana gelmiş olur.

Gelenek(örf ve adet)hukuku yazılı değildir.O toplumsal vicdanda yaşar.Toplum bireyleri arasında sosyal bir davranış kuralı olarak benimsenen bir geleneğin,hukuk kuralı haline gelebilmesi için üç koşulun bir araya gelmesi gerekir.Süreklilik,genel inanç ve devlet yaptırımı.

 

                                      AHLAK VE HUKUK

Hukuktan önce ahlak vardı.İnsan toplulukları,toplumlaşma aşamasına geçtiklerinden bu yana,her dönemde herhangi bir ahlaka sahip olmuşlardır.Buna karşılık devlet ve hukuk,ahlaka göre geç ortaya çıkmış fenomenlerdir.Devletsiz ve hukuksuz toplumlar olmuştur;fakat ahlaksız toplum olmamıştır.Tarihsel olarak,ahlak hukuku önceler.Ahlak felsefesi de,felsefe tarihinden bildiğimiz üzere,tarihsel olarak hukuk felsefesini öncelemiştir.Bu tarihsel öncelik yanında bir mantıksal öncelikten de söz etmek gerekir.Hukuk felsefesi,hemen her zaman,en temel öncüllerini ahlak felsefesinden almıştır,almak zorundadır.Bir hukuk normu,her durumda ve öncelikle bir ahlaksallık taşır.

 

AHLAK VE HUKUKUN ORTAK VE FARKLI YÖNLERİ

Ahlak ve hukuk arasındaki bazı önemli ortaklıkları ve ikisini birbirinden ayıran temel ayrımları şöyle sıralayabiliriz:

Bir kez her ikisi de ancak,insanların birlikte yaşamalarındaki zorunluluğun bir sonucu olarak oluşan toplumsal yaşam içerisinden varoluş bulabilirler.Ahlak ve hukuk,her şeyden önce,herkesin istediğini yaptığı yerde ortaya çıkacak olan kaosu önlemek gibi bir pratik zorunluluğun ürünleridir;her ikisi de dayandıkları ilkelerin niteliği bakımından normatiftirler;bu demektir ki bir ‘olması gereken’tasarımından hareketle oluşur veya oluşturulurlar;birer toplumsal fenomen olarak,her ikisinde değişiebilirlik özelliği taşırlar.Ahlak ve hukuk,çağdan çağa,kültürden kültüre değişikliğe uğradıkları gibi,aynı çağ veya kültür içerisinde de değişikliğe uğrarlar.Bu nedenle ahlak ve hukuktan birer toplumsal/tarihsel fenomen olarak söz etmek gerektiğinde,onları çoğul olarak kullanmak, ‘ahlaklar’ ve ve ‘hukuklar’dan’ söz etmek uygun olur.

İki alan arasındaki temel ayrımda şöyle belirtilebilir:Ahlak kuralları kişilerin ve grupların ortak yaşayışlarında benimsenmiş ve örf,adet,teamül,gelenek görenek yoluyla olduğu kadar,bunlara göre sınırlı kalsa da,bireysel irade,seçim ve tercih yoluyla da kurumlaşmış olan kurallardır.Bu kurallara aykırı davranışlar,ancak ayıplama ve kınama,gruptan dışlama gibi tepkilere yol açabilir.Buna karşılık hukuk kuralları kişilerin birbiriyle ve devletle olan ilişkilerini genel olarak düzenlerler ve bu kurallara aykırı davranışlar,devletin yaptırımına ve zor kullanımına yol açar.Hukukun olduğu yerde devlet vardır.Hukuk kurallarını ahlak kurallarından ayıran en önemli yön,hukuk kurallarının devlet(veya yaptırımcı grup)gücüyle sağlanmış yaptırımının bulunmasıdır.

 

AHLAK VE DİN

Sosyal normların bir kategorisini oluşturan din kuralları ile ahlak kuralları arasındaki ilgi çok yakındır.

Din kurallarının yaptırımı,ahlak kurallarından farklı olarak doğa üstüdür ve rasyonel değildir;din kuralları ancak dolayısı ile sosyal durumlarda hitap etmektedirler.

Ahlak kuralları dinsel inançların devamı için yol hazırlarlar ve dinlerde doğa üstü yaptırımları ile ahlak kurallarını desteklerler.Ancak ahlak kuralları ile din kuralları ihtilafa da düşerler.Gerçekten ahlaklılığın bir şartıda hüküm vermek hususunda özgür olmaktır;din tutucu özelliği içinde yeniden meydana gelen ahlak görüşüne karşı olur.

                           

AHLAK GELİŞİMİNDE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR

 

Psikoanalitik Yaklaşım ve Ahlak Gelişimi

         Psikoanalitik yaklaşımda ahlak,süper egonun gelişmesiyle açıklanır.Freud’a göre süper ego kişiliğin,id ve egodan sonra gelişen üçüncü kişilik yapısıdır.Fallik dönemi sonuna doğru,Oedipal kompleksin çözülmesi ile gelişir.Çocuk ahlaki değerini anne ya da baba ile özdeşleşerek kazanır.Anne babasının doğrularını yanlışlarını,kurallarını ve yasaklarını içselleştirir.Ödüllendirilen davranışları doğru,cezalandırılan ya da yasaklanan davranışları yanlış olarak algılar.Süper egonun gelişimi ile çocuk toplumsal değerlere göre davranmayı öğrenir.Genital dönemde ise artık bu değerler kendi vicdanının bir parçası olmuştur.Anne-babasının değerlerine bağımlılığından kopar ve kendi doğrularını bulur.Ahlaki değerlerin gelişimi için 0-5 yaş çok önemlidir.Değerler sisteminin temelleri bu dönemde atılır.

Erikson’a göre ahlaki değerleri kazanma fallik dönemde oluşur.Bu dönemde çocuk girişimciye karşı suçluluk duygusu çatışmasını yaşamaktadır.Merak eder,sorar ve yetişkinlerden aldığı tepkilere göre onaylanmayan davranışları öğrenir ve toplumsal yasakları benimser.Süper ego girişimciliği köreltse de öğrenme isteği ve merakı sayesinde toplumun değerlerini öğrenir.Ahlaki değerleri öğrenmesi ergenlik dönemi sonuna kadar devam eder.Yetişkinlikte ise ahlaki değerlere yorum getirmeye başlar ve toplumun değerleri,görev anlayışı ve sorumluluğu gibi değerleri içselleştirerek benlik bütünlüğüne ulaşır.

 

PİAGET VE AHLAK GELİŞİMİ

Ahlak gelişimini bilişsel açıdan inceleyen iki temel araştırma vardır.Birincisi,1920’li yıllarda Piaget’in başlattığı,çocukların ahlak konularında nasıl akıl yürüttüklerini belirlemek için yaptığı klinik çalışmalar,diğeri ise Piaget’in çalışmalarının tamamlayıcısı olarak kabul edilen Kohlberg ve arkadaşlarının yaptığı alan araştırmalarıdır.

Yaptığı araştırmalarda çocuğun ahlak konularında yaptığı akıl yürütmeler ana-babasının ya da toplumun öğrettiklerinin bir yansıması değildir.Çocuğun ahlak yargısı onun bilişsel gelişim düzeyini yansıtır.Bu akıl yürütmelerdeki değişim ise çocuğun bilişsel gelişimine bağlı olarak kazandığı becerilerin bir sonucudur.Piaget bu sonuca ulaşmak için,çocukların inançlarını ortaya çıkartacak durumlar yaratmış ve onlara oyun kurallarına ya da ahlaki ikilem yüklü öykülere ilişkin sorular sormuş ve verdikleri yanıtlara göre bilişsel gelişim düzeylerini belirlemiştir.

 

CAROL GİLLİGAN VE AHLAK ANLAYIŞI:(Morality of Care)

Carol Gilligan 1977’de yazdığı bir makalede,Kohlberg’in ahlak gelişimi basamaklarını oluştururken erkekler ile görüşme yağtığını,bu nedenle de kadınların ahlak anlayışının dikkate alınmadığını ileri sürerek,ahlak gelişimi alanında yapılan çalışmalara farklı bir boyut getirmiştir.Gilligan’a göre erkeklerin ahlak anlayışı kurallar,haklar ve soyut prensipler etrafında yoğunlaşırken kadınların ahlak anlayışı kişiler arası ilişkilere ve merhamet,şefkat ve koruma duygusuna dayanmaktadır.Sevgi,merhamet,koruma duygusu gibi değerlerin,Kohlberg’in ahlak gelişimi kuramında üçüncü basamak özelliği olarak ele aldığını ancak bu değerlerin kadınlarda gelenek ötesi düzeye denk geldiğini belirtmiştir.Kadınların ahlak anlayışını,varsayımsal ikilemlerin çözümü yerine,duruma ve gerçeğe bağlı,süregelen kişiler arası ilişkiler belirlemektedir.Bu nedenle kadınlardan’gebeliğe son verme durumunda kalsalardı ne yaparlardı’gibi kişiye özel gerçek durum problemini çözmelerini istemiştir.

Bu eleştiriler üzerine Kohlberg ekolü savunucuları birçok araştırma geliştirmiş ve ahlak gelişiminde,kadın erkek arasındaki farklılığa rastlamadıklarını belirtmişlerdir.Ancak,Kohlberg son yazılarında,altıncı basamak ahlak gelişimi özellikleri arasına,’adalet ve dürüstlük’kavramı yanı sıra ‘koruma,sorumluluk alma,ilgilenme’anlamını taşıyan ‘caring’kavramınada yer verdiği görülmektedir.

 

KOHLBERG VE AHLAK ANLAYIŞI

Lawrence Kohlberg,ahlak gelişimini Piaget’in çalıştığı yaş grubundan daha ileri yaşlara taşımış ve ahlaki akıl yürütmenin daha gelişmiş düzeyini açıklamaya çalışmıştır,Piaget’in görüşleri doğrultusunda ahlak anlayışını,adalet,doğruluk,eşitlik ve insan refahı kavramlarını kullanarak incelemiştir.Piaget’den farkı olarak ahlaki olgunluğa ulaşma sürecinin daha aşamalı ve daha çok zaman aldığı görüşünü savunmuştur.

Kohlberg’in kuramına göre ahlak gelişiminin birbirini izleyen altı basamağı vardır.Basamaklar da üç gelişimsel düzeyde gruplaşmaktadır.Sıralayacak olursak çocuk önce dışsal ödül veya cezaya odaklanırken,yaşı ilerledikçe toplum değerlerini dikkate almakta ve içsel vicdanının prensiplerine odaklanmaktadır.Ergenlik öncesi dönemde çocuk somut ve değişmeyen kurallara göre ya da toplumun kurallarına göre düşünür.Ergenlik döneminde ahlaki değerlendirmeleri sadece siyah ve beyaz olarak görmez ve toplum tarafından kabul edilmiş standartlarda çelişki olabileceğini anlar.

Kohlberg,ahlak gelişimi basamaklarını,ahlak ile ilgili sorular sorulduğunda,insanların nasıl düşündüklerini inceleyerek geliştirmiştir.Farklı yaş gruplarından ve farklı geçmişleri olan insanlardan,bu ahlaki ikilemlere yanıtlar vermelerini istemiş ve verdikleri yanıtlara göre bu kişilerin hangi basamakta olduğunu saptamıştır.

 

ALAN(domain)KURAMI:Ahlak ve Gelenek

Alan (domain) kuramında,çocuğun ahlak anlayışı ile,gelenek gibi,diğer sosyal alanlardan gelen bilgiler arasındaki fark üzerinde durulmaktadır.Çocuk,ahlaki ikilemlerin altında yatan nedenleri iki farklı bakış açısından görmektedir.Birinci bakış açısı,verilen zararın karşısındakinin yaşamını ne denli etkilediği görüşüdür.Bu durumda çocuğun ahlak anlayışı zarar,refah ve eşitlik-doğruluk-dürüstlük prensiplerine göre işler.İkinci bakış açısında ise ahlaki ikilemler eğer topluluğun geleneğini ifade ediyorsa,kişisel sonuçlar doğurmayacaktır görüşüdür.Örneğin,çocuğun öğretmenine hanım,bey,hocam diye hitap etmesi sadece toplumca belirlenen geleneksel kurallardır ve sosyal grubun işleyişi için önemlidir.Kişiler sosyal ilişkilerini belirlemede,grupça karara bağlanmış gelenek ve töreleri kullanırlar.Gelenek ve töre kavramları da çocuğun sosyal örgütü algılama biçimi ile yapılandırılır.

Ahlak ve gelenk arasındaki farkı açıklayabilmek için yapılan çalışmalarda çocuklarla görüşmeler yapılmış ve çocuk-çocuk,yetişkin-çocuk ilişkisi;kültürler arası farklılıklar;ve boylamsal çalışmalarla çocuğun düşünce yapısındaki gelişmeler incelenmiştir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !